Varlık Felsefesi (Ontoloji) Nedir?

Aşağa gitmek

Varlık Felsefesi (Ontoloji) Nedir?

Mesaj tarafından Evanescense Bir Ptsi Ara. 27, 2010 4:20 pm

Felsefi anlamda var olan şey, ağaç ve ateş gibi canlı veya cansız bir madde de olabilir, düşünme ve sezme gibi ruhsal bir şey de... Aynı şekilde varlık, inanç gibi manevi bir şey de olabilir. Kısacası felsefe için varlık; fiziksel, zihinsel veya ruhsal olarak kabul görebilir.

İşte bu varlık alanlarının barındırdığı varlıkların en temel ve kendilerine özgü yanlarını soruşturan inceleme ve düşünme biçimine, varlık felsefesi veya ontoloji denilmektedir. Yani varlık felsefesi veya ontoloji; en genel anlamda var olan şeyleri, varlıkların temellerini ve varlıklar arasındaki esas bağları sorgulayan felsefe dalıdır.

İsminden de anlaşılacağı üzere varlık felsefesinin konusu, varlıktır. Varlık felsefesi bu bağlamda; varlık var mıdır, varlık varsa bu nasıl oluş biçimi nasıldır, varlık yalnızca fiziksel olarak mı vardır, maddi varlığın dışında tinsel varlıklar da var mıdır ve varlığın nitelikleri nelerdir gibi sorulara cevap aramaktadır? Felsefe bu sorgulamalarla, varlığı ve var olanla ilişkili olayları, bir bütün olarak açıklamaya çalışır. Bu çalışmanın ulaşmak istediği sonuç, tüm varlık dünyasını yöneten ilkeleri bulmak ve açıklamaktır.


avatar
Evanescense
incapable of self
incapable of self

Mesaj Sayısı : 414
Kayıt tarihi : 23/05/10
Yaş : 24
Nerden : Kime ne?..

http://sinemayadair.websitem.info/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Varlık Felsefesi (Ontoloji) Nedir?

Mesaj tarafından Evanescense Bir Ptsi Ara. 27, 2010 4:22 pm


Varlık Var mıdır?


Varlık felsefesiyle ilgilenen her filozofun cevaplandırması gereken ilk sorulardan biri, varlığın gerçekten var olup olmadığıdır. Eğer varlık varsa, bu var olma durumunun kaynağı nedir? Eğer böyle bir kaynak varsa, bu kaynak bizim tarafımızdan bilinebilir mi? İnsan, varlığın hangi durumlarını bilebilir? İşte bütün bu sorular ve sorgulamalar, varlık felsefesi ile ilgilenen filozofların, üzerinde düşündükleri meselelerdir.

Varlık ve yokluk konusunda birçok ünlü filozofun çeşitli görüşleri mevcuttur:

Descartes, "düşünüyorum, o halde varım" ifadesiyle, bir bakıma varlık felsefesine verdiği önemi de vurgulamıştır. Descartes bu sözünde, zihninde bazı şeylerin mevcut olduğundan ve kendisinin de bu şeyleri düşündüğünden emin olduğunu vurgulamaktadır. Yani Descartes bu sözünde, öznenin varlığını kabul etmiştir.

Aynı şekilde Berkeley de "var olmak, algılamaktır" ifadesiyle, varlık felsefesinin içine girmiştir. Berkeley'e göre zihnin dışındaki, yani kendimizin dışımızdaki gerçekliği ve farklı zihinleri, yalnızca algılarımız yoluyla bilebiliriz. Böyle bakıldığında, Berkeley'in bir tekbenci olduğu düşünülebilir; fakat Berkeley kendisini kesinlikle tekbenci olarak kabul etmemektedir. Çünkü felsefede tekbenci; sadece bireysel algılarının varlığını kabul eden ve kendi bilincinin dışındaki gerçeklikleri kabul etmeyen kişidir. Berkeley, tekbencilikten kaçmak için tek bir zihinden değil, her birisi kendi tasarımına sahip olan birçok zihinden bahseder. Yani bir zihin algılamayı bıraktığı anda, diğer zihinler algılamaya devam edecektir ve böylelikle varlık sürekli olarak gerçeklenmiş olacaktır. Hatta bütün bu zihinlerin üstünde de tanrının zihni vardır. Yani bütün zihinlerin algılamayı kesmesi halinde, tanrının mutlak algısı, varlığın var olmasını sağlamaya yetecektir.

Antik Yunan düşünürlerinden Thales, "hiçten hiçbir şey meydana gelmez" ifadesi ile meydana gelmemiş ve yok olmayacak bir varlığı, her şeyin ilk nedeni saymıştır. Bu madde kendiliğinden canlıdır ve kendiliğinden değişebilir.

Anaximandros'un sınırsız ilk maddesi olan "aperion" da yokluğu kabul etmez.

Herakleitos için yokluk, varlığın yeni bir şekle dönüşmesi olarak açıklanır. Herakleitos'ta, evrenin ana maddesi olan ateş, bütün varlıkları değişikliğe uğratır. Bu değişiklik bazen bir varlık içindeki gelişme şeklinde, bazen de başka bir varlığa dönüşme şeklinde ortaya çıkar. Başka varlığa dönüşme durumu yok olma; yeni bir oluşumla meydana gelme durumu da yokluktan var olmadır.

Elealı düşünür Parmenides, "yalnız var olan vardır ve ancak bu düşünülebilir; var olmayan yoktur ve düşünülemez de" diyerek ana fikrini ortaya koymuştur. Parmenides, çokluğu ve durmadan değişmeyi bir duyu aldanması olarak nitelendirmiştir.

Empedokles de bütün varlıkların temeline toprak, su, ateş ve hava unsurlarını koyup varlıkların bu maddelerin değişik şekilde bileşimlerinden meydana geldiğini ve yok olmanın olmadığını ileri sürmüştür.

Demokritos'a göre, var olan yok olmaz; ama varlık dünyasının dışında bir var olmayan uzay boşluğu bulunur.

Platon'a göre tam yokluk yoktur, göreceli bir yokluk vardır. Bir şeyin başka bir şey olması ve bulunmayışı yokluk olarak nitelendirilir.

Aristoteles de yokluğun düşünülemeyeceğini savunarak genellikle oluş ve gelişme üzerinde durmuştur.


avatar
Evanescense
incapable of self
incapable of self

Mesaj Sayısı : 414
Kayıt tarihi : 23/05/10
Yaş : 24
Nerden : Kime ne?..

http://sinemayadair.websitem.info/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Varlık Felsefesi (Ontoloji) Nedir?

Mesaj tarafından Evanescense Bir Ptsi Ara. 27, 2010 4:23 pm

Varlık Varsa Tam Olarak Nedir?

Varlığın Neliği Problemi

Varlığın dış görünüşünde madde, içinde enerji, dinamizm ve güç vardır. Madde sınırlı, varlıklar sınırsız denecek kadar çoktur. Varlık dünyası çok yönlü, çok kademeli ve çok anlamlıdır. Gerçekliğin kozmolojik, fiziksel, biyolojik, psikolojik, sosyolojik vesaire yönleri vardır.

Kozmolojik dünyanın mekân (uzay), zaman ve nedensellik kategorileri vardır. İnsan, bu kategoriler içinde varlık evreninin düzenini anlamaya çalışır. Zaman, mekân ve nedensellik olmadan varlık dünyasını açıklamak çok zordur. Ama modern bilim bile zamanın ve uzayın sınırlarını bulmaktan çok uzaktır. Şu anda en büyük ölçü birimi olan ışık yılı ile bile, bu boyutlara ulaşmak imkânsız gözüküyor.

Augustinus, zaman ve mekânın da evrenle birlikte yaratıldığına inanıyor. Kant, zaman ve mekanı insanın varlık dünyasına bakış kalıpları olarak değerlendiriyor. J. Böhme, "bunlar tanrının duyu organlarıdır" diyor.

Schopenhauer, üç boyutlu zaman (geçmiş, şimdi, gelecek) ve gene üç boyutlu mekanın (yükseklik, genişlik, uzunluk) insan zihni tarafından kontrol altına alınmaya çalışıldığını anlatmıştır.

Nedensellik de insan zihninin sebep bulma ve sonuç çıkarma özelliğinden doğmaktadır. Ama atom altı dünyada bir nedensellik bağından çok, ilişki belirsizliği görülmektedir.

Gerçekliğe fizik açısından baktığımızda, maddi varlıkların ve olguların temelindeki yasaların ve sayısal dengelerin önemli olduğu ortaya çıkar. Fizik, durmadan maddeyi parçalamakta, atom altı dünyaya inmekte ve orada da fotonlar dünyasına ulaşmaktadır. Varlıkların özünde hem madde hem de enerji ortaya çıkmaktadır.

Bütün her şeyin temelinde ölçüsüz, ağırlıksız ışık vardır. Buradan protonlar, elektronlar, kütleler çıkıyor. Cansız varlıkları bir bütün olarak koruyan, canlı varlıkları büyütüp yaşatan enerjidir. Çinlilerin Yin ve Yang'ı da canlıları yaşatan enerji kutuplarıdır.

Gözlerimizle atomu ve atom altı dünyayı göremediğimiz gibi, evrendeki pek çok büyük-lükleri de göremeyiz.

Gerçeğin biyolojik görünümüne baktığınızda, karşınıza hemen hayatın niçin ve nasıl başladığı problemi çıkıyor. Bu konularda "niçin" sorusu, hem hayatın başı hem de sonu olarak cevaplandırılamaz durumdadır. Canlı hayatın nasıl başladığı konusunda ise, teoriler ve spekülasyonlar vardır. Hayatın suda başladığı, canlı varlıklar arasında biyolojik özelliklerin DNA kodları vasıtasıyla aktarıldığı biliniyor. Ancak canlı türlerinin ortaya çıkışı noktasında, biyolojik bir evrim ile türlerin değişmezliğini savunan görüşler, düşünce tarihi boyunca sürdürdükleri tartışılmalarını hâlâ devam ettiriyorlar.

Herakleitos, Demokritos ve Aristoteles'ten beri, biyolojik hayatta bir evrim olduğu ileri sürülüyordu. 19. yüzyılda C. Darwin, canlıların bir kökten evrimleşerek geliştiklerini ileri sürdü. Haeckel, her canlı türünün uzun bin yıllar içindeki gelişiminin (filogenez), o canlının embriyonal gelişim devresinde (ontogenez) gizlendiğini iddia etti. J. Monad da, mutasyon vasıtasıyla olan evrimin tesadüfen meydana geldiğini savundu. Bunlara karşı ise, canlı ve cansız varlıkların bir tanrı tarafından planlı ve programlı olarak yaratıldıkları şeklinde dinî temelli felsefî açıklamalar hep canlı kaldı.

Varlık dünyasını gerek felsefî gerekse bilimsel açıdan incelerken, karşımıza çıkan en önemli kavramlardan biri de oluştur (genesis).

Antik Yunandaki doğa filozoflarına göre varlığın ana maddesi (su, hava, ateş ve toprak gibi) tek ve canlı idi. Tüm oluş bu ana varlık tarafından meydana getiriliyordu. Empedokles'te dört ana unsur (toprak, su, hava ve ateş) sevgi ile birleşip nefret ile ayrılıyor ve böylece oluş meydana geliyordu. Anaxagoras'a göre, evrende ne kadar varlık varsa o kadar da ana madde vardı, ilk hareketi "nous" sağlamakta; sonraki hareketler çarpma ve basınç ile mekanik tarzda olmaktaydı. Demokritos'a göre varlıkların özün-de maddenin en küçük parçası olan atomlar vardı. Atomların hareketleri sonucu mekanik ve zorunlu bir oluş meydana geliyordu.

Platon ideler dünyasını oluşun ve değişmenin olmadığı, bu varlık dünyasını da oluş ve bozuluşun olduğu bir dünya olarak anlatır. Oluş dünyasını yaratan Demiourgos adlı iyilik idesidir. Aristoteles'e göre da oluş, madde içindeki gizli gücün harekete geçip o maddeyi geliştirmesidir. Özün kendini gerçekleştirmesi dört nedenle olur; maddî, formel, hareket ettiren ve ereksel nedenler. Varlığın oluşu, belli bir amaca yöneliktir (teleolojik).

Plotinos'a göre her şeyin temeli ruhtur ve varlıkların oluşu da ruha bağlıdır. "Nous" düşünür, ruh da bu düşüncelere göre maddeye şekil verir. Eğer ruh olmasaydı canlılık, hareket ve biçim olmazdı.

Augustinus'a göre, Tanrı evreni özgür olarak yaratmış ve zaman içine atmıştır. Her şey zamanın akışı içinde tanrının belirlediği şekilde değişir.

Descartes da cisimlere ilk hareketi tanrının verdiğini kabul eder. Ama daha sonraki her şey mekanik olur. Tanrı doğayı ve doğa kanunlarını yaratmıştır, ama işleyişine karışmaz. Doğa kanunları kendi kendine işler ve herş eye hâkimdir. Oluş konusunda Malebranche, Descartes'e karşıdır. Ona göre cisimler kendi kendilerine hareket edemez ve birbirlerini etkileyemezler. Dünyada olan her şey tanrı tarafından gerçekleştirilir. Spinoza da tanrının, kendi eseri olan evrenin içinde olduğunu söyler. Oluş, tanrısal özün kendisini gerçekleştirmesidir. Doğa olaylarının hepsi, tanrının kendisidir. Tanrı Leibniz'de de evrenin düzenini ayarlamış olan güçtür. Bu düzen bir kere baştan saat gibi ayarlanmıştır ve tanrı ikide bir işe karışmaz. Tanrı evreni belli bir amaca göre yaratmıştır (teleoloji). Ancak bu amaç gerçekleşirken tam bir mekanizma ege-mendir. Kant da tanrının yaratma sırasında hem evrene hem de insana kendi aklından pay verdiği, dolayısıyla tanrının evreni mucizelerle değil, rasyonel yasalarla yönettiğini savunuyordu. Doğadaki oluş, daha önceden tanrı tarafından kurulmuştur; doğa, tanrıyı göstermektedir.

İlk bakışta Platon'un iki parçalı evren anlayışını kabul eden Hegel, idenin kendi dünyasında potansiyel bir imkân olduğunu, ancak kendisini doğada gerçekleştirdiğini savunur. Var olan her şeyin arkasında bir ide vardır. Ancak ide madde içine girdiğinde kendine yabancılaşır, parçalara bölünür ve sürekli değişir. Doğa, akıl ve ruhun özgürlükten yoksun ve bilinçsiz bir şekilde gerçekleşmesidir.

Marx ve Engels de oluşun merkezine dinamik maddeyi koydular. Evrende gerçek varlık maddedir ve o da hareket vasıtasıyla zorunlu gelişim yasasına uyar.

Felsefe tarihinde Porphyrios, Thomas ve Hartmann'ın varlık katmanları veya aşamaları meşhurdur. Bunlarda, cansız varlıklardan canlılara ve insana (akıllı varlıklara) doğru giden katmanlar sıralanıyor ve bunların oluşu birbirine bağlanıyor.


avatar
Evanescense
incapable of self
incapable of self

Mesaj Sayısı : 414
Kayıt tarihi : 23/05/10
Yaş : 24
Nerden : Kime ne?..

http://sinemayadair.websitem.info/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Varlık Felsefesi (Ontoloji) Nedir?

Mesaj tarafından Evanescense Bir Ptsi Ara. 27, 2010 4:25 pm

Varlık Felsefesinde İdealizm

Her türlü varoluşun insanın düşüncesinde var olduğu görüşünü savunan felsefi akımdır.

İdea, Platon felsefesinde, her türlü maddî varlığın ve kavramın idealar dünyasında ve insan zihnindeki orijinal şekli idi. Bu kavram, daha sonraki filozoflarda da düşünce, düşüncenin bir tipi, doğuştan ruhumuzda veya zihnimizde var olan doğru kavramlar olarak kullanıldı.

Platon, gerçek dünya olarak idealar dünyasını alıyordu, Varlık dünyasındaki her şey, idealar dünyasından pay alarak maddi gerçekliğe ulaşıyor; ama madde bozulup yok olduğu halde idealar yaşamaya devam ediyordu.

İdea fikri, Tanrı'nın bu dünyadaki varlıkları ve oluşu yaratıp yönettiği fikirleri olarak Ortaçağ filozoflarında da yaşadı.

Descartes, Locke ve Hume'da ideler, varlık dünyasının insan bilincindeki doğru tasarımları idi. İnsanların sübjektif olarak oluşturdukları tasarılara dayanan bu idealizm, ideleri tanrısal kaynaktan ayırıp insan psikolojisine bağlıyordu.

Ancak "idealizm" kavramı ilk kez 18. yüzyıl ortalarında Berkeley'in felsefesini adlandırmak için kullanıldı. Berkeley, "hiç bir zaman tasarımlarımızdan başkasını bilmediğimize göre, niçin, onların herhangi bir şeyi temsil ettiklerini varsayıyoruz" diyordu. Herhangi bir şeyin varlığı, onun algılanmasından ve zihinde bir tasarım olmasından ibarettir. Bir nesnenin bilinçten bağımsız olarak varolduğunu söylemek, boş şey söylemektir. Varlık dünyası sadece düşünüp tasarlayabildiklerimizdir. Doğa veya evren dediğimiz şey de Tanrı'nın algısının bütününden ibarettir.

17. yüzyıl filozoflarından Leibniz, evrenin esas ilkesi olarak "kuvvet" kavramını kabul etmiş; evrenin, "monad" adını verdiği bu enerji birimlerinden ibaret olduğunu savunmuştur. Sınırsız değişme yeteneğine sahip olan bu monadlar onu idealist bir atomculuğa götürmüştür.

İdealizmin en aşırı şekli Berkeley'de gözükse bile, idealizmi sürekli bir felsefe okulu haline getirenler 18. yüzyılda Kant ile başlayan Alman idealist filozoflardır.

Kant'a göre, gerçi insan zihninden ve düşüncesinden bağımsız bir gerçek nesne dünyası vardır. Ama biz onu tam gerçek şekliyle bilemeyiz. Biz, sadece algıladığımız şeyi biliriz. Gerçek dünyanın da özünü (numen) algılayamayız, sadece görünüşleri (fenomen) algılarız. Algılarken de duyu organlarımız, anlama ve değerlendirme kategorilerimiz hem algılarımızı hem de bilgimizi düzenler. Bilgide, dış dünya kadar insanın iç dünyası da etkili olur. Kant, gerçek dünyanın var olduğunu kabul ediyor ama bizim onu tanımamız ve bilmemiz konusunda oldukça idealist davranıyordu.

Fichte'ye göre, ister biçim ister içerik olsun bütün bilgilerimiz ruhumuzdan, benliğimizden çıkar. Bütün varlık dünyası "ben"in faaliyetinin ürünüdür. Fichte böylece Berkeley'in sübjektif idealizmine geri gitmiştir.

Fichte'nin idealizmini "öznel" bulan Schelling, öznenin oluşumunu nesneye, doğaya bağladı. Varlık dünyasının sadece zihinsel ve ruhsal çaba ve kavramlarla tanınabileceği doğru idi. Ama doğa ve zihin birdirler, doğadaki reel bilgilerle insan zihnindeki ideal bilgiler birbiri ile uyumlu idi (bu nedenle Schelling idealizmine "realist idealizm" denir).

Schelling çizgisinde giden Hegel, düşünce ile varlığın aynı şey olduğunu söyler. Gerçeğe sadece düşünce ile varmak mümkündür. Varlık dünyası da düşünme de aynı aklın bir başka şekillenmeleri olduğu için; düşünce, dışarıdan bir desteğe veya onaya gerek duymadan, kendi kendisini besleyerek gerçeğe ulaşır. Duyumlar bizi gerçeğe götürmekten ziyade, gerçeğin çokluğu ve bölünmüşlüğü ile oyalanırlar.


avatar
Evanescense
incapable of self
incapable of self

Mesaj Sayısı : 414
Kayıt tarihi : 23/05/10
Yaş : 24
Nerden : Kime ne?..

http://sinemayadair.websitem.info/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Varlık Felsefesi (Ontoloji) Nedir?

Mesaj tarafından Evanescense Bir Ptsi Ara. 27, 2010 4:26 pm


Varlık Felsefesinde Materyalizm


Materyalizm; varlık dünyasının, insan zihninden bağımsız olarak varolan bir madde dünyası olduğunu savunan felsefi yaklaşımın adıdır.

Thales, Herakleitos, Demokritos gibi Antik Yunan düşünürleri maddeci idiler. Ama madde ile bilgi arasındaki ilişkileri ilk inceleyen Aristoteles oldu. Ona göre madde, ancak şekil ile varlığa gelebiliyordu ve bunu da sağlayan, onun içindeki öz idi.

Ortaçağ İslam ve Hristiyan felsefelerinde madde, Tanrı'nın yarattığı bir şey; ama bizim varlık dünyasının en büyük dayanağı idi. Madde, akıl ve ruh ile birleşerek çeşitli şekiller alıyor ve böylece biliniyordu.

Maddecilik, bütün gerçeğin maddede ve maddenin hareketinde, birbirlerini etkilemesinde olduğunu savunur. Bütün canlı ve cansız dünyası madde ile açıklanabilir niteliktedir. Burada maddeciliğin esas desteği mekanik işleyiştir. Demokritos, Epikuros, Ortaçağda yaşayan Gassendi, insan psikolojisine kadar her şeyi mekanist materyalizm ile açıklamaya çalışmışlardır. Hobbes, Lamettrie, Holbach gibi 18. yüzyıl düşünürleri varlık evrenindeki maddi ve manevi her şeyi (ruhu bile) madde ve onun hareketleri ile açıklamışlardır.

La Mettrie, ustası Descartes'tan fazla olarak, maddenin hem uzayda yer kapladığını hem de hareket edebilme ve duyumlama yetenekleri olduğunu savunur. Dolayısıyla bütün hayvanlar da duyar ve düşünür. Burada, ruhun da maddenin bir parçası olduğu, organik hayatın da mekanik nitelikte çalıştığı anlatılıyor. 19. yüzyıl Almanya'sında L. Feuerbach, L. Büchner gibi materyalistler insanı, içinde yaşadığı maddî şartların bir ürünü olarak görmüşlerdir. Darwin, E. Haeckel gibi biyolojik materyalistler de canlı hayattaki tüm gelişmeleri maddeci olarak açıklayan teoriler geliştirmişlerdir.

Marx ve Engels gibi diyalektik materyalistlere göre de gerçek varlık dünyası ide değil, maddedir. İnsanların sosyal, siyasal ve düşünsel yapıları ve düzenler de madde dünyasının eseridir, insanın ruhu ve zihni de, madde dünyası tarafından şekillendirilir.

Varlık dünyasının ve gerçeklik düzeninin anlaşılmasında kademe kademe döküm ve açıklamalar yapma metodu olan diyalektik, Herakleitos'tan beri, evrendeki oluşu kavramaya çalışan bir metodolojidir. Herakleitos'ta evren ateşten gelir, Logos'un kurduğu düzene göre oluş meydana gelir ve geri ateşe döner. Bu, hiç durmayan bir harekettir. Herakleitos, gerçekliğin zıtların birliğinden meydana geldiğini, her şeyin zıtların çatışmasından doğduğunu anlatır. Platon'da da "idea"ların belli bir düzenle varlık dünyasına yansıyıp, -maddenin bozulmasıyla- tekrar idealar alemine döndüğü anlatılıyor. Hegel'de tinin (Geist) varlık dünyasını oluşturması tez-antitez-sentez yöntemiyle olur. Her gerçekliğin içinde tez-antitez ve sentez vardır. Değişimin kanunu budur. Marxist felsefede de madde mekanik olarak değil diyalektik olarak hareket eder. Varlık dünyasının tez-antitez-sentez şeklinde gelişmesi, tarihte ve toplum düzeninde de geçerlidir. Madde, varlığı oluşturabilmek için diyalektik olarak hareket eder. Hareket için düşünceye gerek yoktur; maddedeki niceliksel değişmeler niteliğe de etki eder.


avatar
Evanescense
incapable of self
incapable of self

Mesaj Sayısı : 414
Kayıt tarihi : 23/05/10
Yaş : 24
Nerden : Kime ne?..

http://sinemayadair.websitem.info/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Varlık Felsefesi (Ontoloji) Nedir?

Mesaj tarafından Evanescense Bir Ptsi Ara. 27, 2010 4:28 pm

Varlık Felsefesinde Realizm

Felsefe tarihinin en karmaşık akımı olan realizm, genellikle bilincimiz dışında bir gerçeklik olduğunu ve doğal olarak da varlığı kabul eder. Bu varlık, genellikle madde ve doğa olarak anlaşılır.

Ancak evrenin asıl gerçeğinin madde dünyası değil, idealar dünyası olduğunu söyleyen Platon da realisttir. Hatta orta çağda, bireysel varlıkların ve olayların değil, türlerin ve genel hükümlerin gerçek olduğunu savunan "kavram realizmi" ortaya çıkmıştır. Platonculuğun bir yorumu olan bu akıma göre üçgen, baba, ağaç, insan gibi genel kavramlar gerçektir. Adcıların (nominalistler) dediği gibi şu üçgen, Ali Baba, kayısı ağacı, bu insan gerçek değildir. Adcı olmayanlar da tek tek varlıkları gerçek kabul edip, onlara verilen genel kavramları gerçek olarak kabul etmiyorlardı.

Daha sonraki felsefi gelişmeler içinde, gerçeklik anlayışı değişti. Ama gene de Descartes'ta, düşünce ürünü genel fikirler gerçek olarak kabul ediliyordu. Kant, düşünen zihin dışında bir maddi gerçekliğin olduğunu kabul ediyordu. Ancak bizim için gerçek dünya, bir takım fenomenlerden ibaret idi. Fichte'de de gerçek ile düşünce arasındaki gidip gelmeler, onu hem realist hem de idealist yapıyordu.

20. yüzyılda yeni realistler (Morgan, Whitehead, Munn, Russel, Alexander, Broad, Price, Ayer v.s.) genellikle mantık ve matematik yardımıyla bilimsel metot ve kavramları incelediler. Onlara göre en yüksek değer bilimdir. Burada, idealizm ve maddeciliğin kısır döngülerine düşmeden dil ile gerçeklik bağlantısını doğru olarak kurmak istediler.


avatar
Evanescense
incapable of self
incapable of self

Mesaj Sayısı : 414
Kayıt tarihi : 23/05/10
Yaş : 24
Nerden : Kime ne?..

http://sinemayadair.websitem.info/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Varlık Felsefesi (Ontoloji) Nedir?

Mesaj tarafından Evanescense Bir Ptsi Ara. 27, 2010 4:29 pm

Varlık Felsefesinde Monizm ve Düalizm

Varlığın ne olduğunu açıklarken, bazı filozoflarda tekçi ve ikici açıklamalara da rastlanmaktadır.

Tekçi görüşler aynı zamanda panteist görüşlerdir. Mesela Spinoza'ya göre bir tek töz (substantia) vardır; o bölünemez, sınırlanamaz, yok olamaz. O töz Tanrı'dır, ama aynı zamanda doğadır. Ruhlar da tek tek cisimler de Tanrı'nın kendisinden başka bir şey değildir. Tanrı varlık dünyasındaki her şeyin içindedir Tanrı bize, ruh ve madde dünyası olarak içice görünür.

Bu tür tekçi görüşlerin yanı sıra ikici görüşler de vardır. Mesela Platon'un idealar alemi ve maddi varlık alemi, daha sonra Plotinos ve St. Augustinus ile orta çağa aktarıldı ve yaygın bir kabul gördü. 17. yüzyılda yaşayan Descartes'te ikiciliğin en iyi işlenmiş şeklini görürüz. Ona göre evrende varlık dünyasını kuran iki öğe (töz) vardır: cisim ve ruh. Cismin özellikleri yer kaplama ve hareket, ruhun özelliği de düşünme (bilinç)'tir. Bu birbirinden ayrı iki dünya, Tanrı tarafından birbirlerine karıştırılmıştır. Evrende boş mekan yoktur; dolayısıyla evrendeki hareketler bitişik bir şekilde yandakine atlar. Evren büyük bir makineye benzer ve mekanik kanunlarla açıklanabilir. Descartes, dışımızda bulunan şeylerin gerçekliğinden şüphe etmememiz gerekir, diyordu. Ancak dış dünyanın varlığı hakkındaki düşüncemizin ve evrendeki her türlü hareketin kaynağı da Tanrı idi.


avatar
Evanescense
incapable of self
incapable of self

Mesaj Sayısı : 414
Kayıt tarihi : 23/05/10
Yaş : 24
Nerden : Kime ne?..

http://sinemayadair.websitem.info/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz